YENI ROPÖRTAJ

1. Sergideki eserlerin nasıl bir hikayesi var.

Sanatçı olarak nerelerden besleniyorsunuz? Sanatsal üretimlerinizde temel belirleyenler nelerdir?

Her şeyden önce ben de pek çok diğer sanatçı gibi yaşamın kendisinden besleniyorum. Yaşadığım hayatı, zamanı, ortamı, şehir yaşamında uzak kaldığım(ız) ve anlamını unuttuğumuz doğayı, onunla olan ilişkimizi sorguluyorum. Ve bir sanatçı olarak elbette tekrar ederek sanatı sorguluyorum.

Görsellik, görsel algı, gözün gördüğü, nasıl gördüğü, gördüğü şeyin ve görme şeklinin insan düşüncesini, psikolojisini nasıl etkilediğini merak ediyorum. Farklı bakış açıları bulmaya çalışıyorum. Görme ve düşünme sürecim, kendi gördüklerim ve bunlardan dolayı hissedip düşündüklerim üzerine sanatımı kurguluyorum. Kişilik olarak genelden özele doğru yönelen bir yapım var. Bu yüzden biz insanları tümden etkileyen, değiştiren, bizi eğip büküp yeniden şekillendiren şeyler; mekân gibi, zaman gibi, doğa gibi genel kavramlardan yola çıkıyor kendi özelimde bu konuları şekillendirip, nesnelleştiriyorum.

2. Çalışma sürecinizden bahseder misiniz?

Sanat tarihine baktığımızda, her dönem kendi sanatsal anlatım dilini nesnelleştirirken kendi çağının elverdiği teknoloji ve malzeme olanaklarını kullanmıştır. Ama yapıtları özel yapan şey, onlarda kullanılan malzemeden çok yansıttıkları sanatsal ifadenin gücüdür. Malzeme ve teknik, sanatsal ifadenin nesnelleşmesinde araç işlevini görür. Bu nesnelleşmede elde edilen başarı, sanatçının kullandığı malzeme ve tekniğin sınırlarını kendi anlatım değerleri doğrultusunda ne kadar zorladığı ile ilişkilidir. Benim için bir yapıt hem düşünsel hem nesnel anlamda deneysel bir sürecin ürünüdür. Genellikle yüzey anlatımına; tuvale bağlı kalmayı tercih etmekle birlikte geleneksel malzemelerin dışında malzemeler de kullanıyorum. O dönem kafamı kurcalayan, beni resim yapmaya iten düşünceler doğrultusunda hangi konu üzerine odaklanıyorsam, bu düşüncenin ifadesini zenginleştirmek için farklı malzemelere yönelebiliyorum. Daha önceki yapıtlarımda yüzeyde kağıt, ahşap, wax gibi değişik malzemeler kullandım.

1990’lı yıllarda “izler ve gölgeler” başlığı altında yaptığım sergiler için, nesne ve zaman arasında ki karmaşık ilişkiyi sorgulayan resimler yaptım. Bu sorgulama süreci beni nesneden daha çok nesnenin bilgisine varmaya yönlendirdi. Nesnenin şu anda ve burada var olduğunun en basit kanıtı olan gölgeler bu bilginin önemli bir bölümünü içermekte. Gölge ile varlık, nesnelerin yüzeyde bıraktığı izleri ile nesnenin kendisi arasındaki ilişkiler sarmalında, negatif- pozitif, erkek- dişi, doluluk boşluk gibi sanat için önemli pek çok gerilim alanı bulunduğunu fark ettim. Böylece “izler ve gölgeler “ dizisi oluştu. Gölge ve iz nesnenin dışındaki içleri gibi, zamana bağlı olarak nesnenin öznesinden ayrı varlığı ve hatta içinde bulunduğu olaylar hakkında bize pek çok şey söylerler. Böylece ben artık nesnenin yerine, onların farklı zaman boyutlarında varlıklarını kanıtlayan izler ve gölgelerin peşine düşmüş oldum. İzlerin resimlerimde ifadesi yoğun bir dokusallıkla, gölgelerin ifadesi de pistole ile elde edilmiş yarı geçirgen pürüzsüz yüzeylerle vücut buldu. 2000’li yıllarda “4.katman” kavramı üzerine çalıştım. Bir Arkeolojik terim olan 4. Katman sergilerinde yüzeyde kazıma – örtme gibi arkeolojiye paralel bazı teknikleri denedim. Böylece kavram olarak ele aldığım konu ile teknik arasında bir paralellik kurmuş oldum. 4. Katman daha çok mekan, zaman üzerine düşünmelerimin bir önermesiydi. Zamanın nesneler ve mekanlar üzerinde bıraktığı izler ya da daha doğrusu silikleştirdiği izler konusuna yoğunlaşmıştım. Zaman, olaylar ve nesnelerle aramıza pek çok şey koyuyor. Geçmişten kalan nesneler gibi belleğimizde tozlanıyor. Olaylarla aramıza gittikçe kalınlaşan bir perde giriyor. Bu perdelenmeye, tozların bıraktığı tortulara öykünmekle ilgili kaygılarıma bir çeşit balmumundan hazırlanmış yüzey malzemesi wax ile bir karşılık buldum. Tozun zaman içinde yavaş yavaş nesnelerin üzerinde oluşturduğu bulanık dokuya benzer görsel değerlere ulaşmama olanak tanıdı. Mumun yarı geçirgen dokusu, resimle izleyici arasına bir perde gibi giriyor ve görüntüyü gizemli hale getiriyordu.

Yeni sergim yeni bir konu üzerine ve bu sergide kağıt selülozu yüzey üzerinde kullandığım yapıtlarım yer alacak. Düşünmelerime karşılık bulabilmek için yeni malzemeler deniyorum.

3. Eserlerinizle seyirci arasında nasıl bir ilişki olacak sizce?

“dilin söyleyemedikleri M-25 sergisi, çoğalan, değişime uğrayan şeyleri ifade etmede yetersiz kalan ve şeylerin temsil durumunu çarpıtan “dilin söyleyemedikleri” durumunu plastik dille açmaktadır.

Zaman içerisinde sanat nesnesinin kendisi olmuş, hatta sanat önermesi olarak varlık bulmuş olan dil, ara durumları ifade etmekte yetersiz kalmıştır. (Daha çok düşündüğümüz ancak bir türlü ifade edemediğimiz ara durumlar). Sanatın ifade gücüne rağmen dilin söyleyemedikleri sanat yapıtını gizemli bir hale getirmiş ve hatta yüceltmiştir. Bir sanatçının yapıtını ifade etmesinde olduğu kadar aynı zamanda çevremizde çoğalan nesnelerin temsil durumlarını ifade etmekte de dilin söyleyemedikleri var.

İzleyicilerden, çalışmalarımı değerlendirirken yanlızca estetik olarak değil kavramsal boyutta da algılamalarını beklerim. Her izleyici için resimlerimdeki nesnel temsiliyetlerin yeniden ve farklı bir şekilde keşfedileceğini düşünüyorum.

Orijinal belgeyi indir