EKIM 2010 DEVA RÖPÖRTAJ-2
DEVABİL KARA İÇİN SORULAR
Çalışmalarınızın genelinde tarihsel yada arkeolojik bir takım izler söz konusu. Bu noktada son sergilerinizde her ne kadar önceki çalışmalarınıza dair izler okunsa da mekana müdahaleler yaptığınızı düşünürsek daha çok mekandaki izlerin kavram olarak ön plana çıkıyor mu?
Çalışmalarımda uzunca bir süredir vurguladığım zamanın izleri ve oluşturdukları katmanlar ile bu yeni sergilerimde karşılaştığınız mekan duvarlarına doğrudan yaptığım müdahaleler birbirlerinden kavram olarak ayrılmıyorlar. Zamanın yarattığı izler yoğun kodlar ve göndermeler içerir. Bu geniş bir zaman boyutunu kapsar. Bir bellektir. Referansları geniştir. Geçmişten beslendiği gibi şu andan da beslenir. Mekana yaptığım müdahale, geçmişe dair kodlara, bu günün referanslarını ilave ederek geleceğin söylemlerini oluşturacak katmanlar oluşturmaktır.
Sonuçta bireysel olarak yaptığınız bu kazıma eylemini ve bazılarının süreç olarak devam ettiğini düşünürsek performans sanatına yada happeninglere gönderme yaptığınızı söyleyebilir miyiz?
Üç farklı mekanda yapılan eylem süreci bu etkinliği performansa dönüştürdü. Belli bir mekan içerisinde yaratılan, mekanın niteliğini irdeleyen ve de izleyicinin katılımının olduğu bir eylem olduğu için bu şekilde değerlendirilebilir. Zaman ve mekan sorununu irdelediğim bu süreçte bedenimin olanaklarıyla canlı bir etkinlik gerçekleştirdim. Bu etkinlik yanlızca bir an içinde var olan ve daha sonra yanlızca seyircinin belleğinde yaşayan bir etkinlik olarak bir happening olarak tamamlandı.
Farklı mekanlardaki izler ve bu izlerin mekanla birlikte söylediği şeyler neler?
İzler bakan kişiyi aslında orada olmayan nesnelere dair ilişkiler kurmak için zorlarlar. Tek yapmamız gereken onları takip etmek. Eğer takip edersek mekana ait hikayelere bizi götüren bir kılavuz olduklarını görürüz. Mekanın bilgisini barındırırlar, ancak bu bilgi rasyonel bir dizini içermez daha çok sezgisel bir bilgiden söz edebiliriz. Biz bu izlerle mekanın içerisinde yankılanan bir hikayeyi hissederiz. Bir tür geçmişe yolculuk yaşarız. Aslında mekanın belleği üzerinden yaşadığımız deneyimlediğimiz, mekanın hikayesinden çok kendi duygu ve sezgilerimizin yaratısıdır.
Tarihsel belleğin güncele ve geleceğe aktarılması olarak tanımlayacağım bu yolculukta bıraktığım izler mekanların geçmiş referanslarıyla buluşarak yeni söylemler oluşturuyorlar. Günümüz dünyasında yaşamak için çok hızlı ve koşullu hareket etmek gerekiyor. Çoğu zaman durup nereden gelip nereye doğru hareket ettiğimizi sağlıklı olarak değerlendirmeye vaktimiz olmuyor. Zamana, koşullara yetişmek için hep ileri doğru düşünmek zorunda kalıyoruz. Oysa arada sırada da olsa durup geçmişi ve yaşanan anı değerlendirmek, belleğimizde doğru yere oturtmak gereklidir. Geçmişin belleği doğru kodlanmadığında geleceğin koşulları doğru şekillendirilemiyor. Mekan bellekleri üzerinden ulaşmak istediğim aslında her izleyicinin kendi belleğini tekrar oluşturmasına farklı bir fırsat yaratmak.
Çalışmalarınıza farklı bir plastik öge olan ışık ögesini de katıyorsunuz. Işığın çalışmalarınızda nasıl konumlandırıyorsunuz?
Serginin son ayağını oluşturan PG Art Space Galerisi duvarına bıraktığım iz, mekanda geçiçi bir bellek oluşturmaktadır. Sadece sergi süresince varlığı devam edecek ve sadece bu sergiyi izlemeye gelen izleyici için varlık ve anlam taşıyacak. Işıkla yapmış olduğum balina izleyiciyi sessizliğe ve meditasyona davet etmektedir. Balina figürü kendi doğal ortamında yani derin denizde kütlesi ve ağır gibi algılanan hareket biçimi ile doğal olarak dinginliği, durağanlığı çağrıştırır. ”kırmızı ışık baliana” adlı ışık estalasyonu ile mekanın çevresiyle olan duragan ilişkisine farklı bir yaklaşım getirmek istedim. Işıgın plastiği sergide ki “beyaz balina “heykelinin iki boyutlu temsili durumundadır. Neon ışık eneji ve modern hayatın sentetik enerjisini temsil etmekle birlikte durmayı, düşünmeyi bu şartlar altında bile olanaklı kılıyor. Evet zor, hızlı, sentetik bir enerji ile çevrelenmiş bir dünyada yolumuzu bulmaya çalışıyoruz. Çoğu zaman doğadan ve daha da kötüsü kendi benliğimizden uzaklaşabiliyoruz. Tüm bunlara rağmen yine de insanın kendine dönmesinin, kendini dinlemesinin olanaklı olduğunu, insani olan değerleri yaşatabilmek adına bunun gerekli olduğunu düşünüyorum.
Balina formunu yinelemeniz ve bunu neonla ifade etmeniz anlamında neler söyleyebilirsiniz?
Balina aslında benim için zaman içinde olayların, nesnelerin mekanda üst üste bıraktığı izler gibi, zamanın insanın yalnız, derinde ve büyük benliğini, egosunu, anılarını temsil ediyor. Balinalar birbirleri ile iletişimi ve kendi konumlarını sonar ses sistemleri ile sağlarlar. Önce kendileri ses verir bunun maddeler üzerinden kendilerine yansımasını beklerler. Böylece nerede olduklarını, nereye gittiklerini bilirler. Sanırım biz de sesimizi zaman zaman içimize yönlendirmeli ve oradan gelen yankılarla bu dünyada ki yerimizi tespit etmeliyiz.
Yolculuk – İz – Bellek
Sözcükten evvel çizgi vardı. İnsan kendisini çevreleyen dünyayı çizdi. Çizgi büyüydü. Sahip olmak, gücüne güç katmak için çizdi her şeyi insan. Duvarlara kazıdı yaşamı. Gözüyle gördüğü, belleğine kattığı ama diliyle söyleyemediği her şeyi kazıdı duvarlara; kendi izini bıraktı. O duvarlar da belleğimiz oldu bizim.
Yıllardır zamanın katmanları arasında gezinen, sanatsal dilini izlerin bize söyledikleri üzerinden oluşturan Devabil Kara, tarihsel belleğin güncele ve geleceğe aktardıklarına işaret ediyor. Onun tuvallerinde tarihin katmanları beliriyor. Sonra bir yolculuk başlıyor bu katmanlar arasında. Tuvallerinde beliren izler, kendiliğinden taşıveriyor sınırlarından. Bir balinaya dönüşüveriyor imgeler bu kez. “Beyaz Balina” bir yolculuğa çıkıyor tuvallerle birlikte. Valide-i Atik’ten başlıyor yolculuk. Beş yüz yıllık bu külliye, zamanın kendine bıraktığı her ne varsa sanatçıya aktarıyor hepsini. Sanatçı da kendi izini bırakıyor bu yaşlı binaya. Bir katman da kendisi oluşturuyor. Ardından galeride sürüyor yolculuk. Külliyenin kocaman alanından çıkan işler, galeri mekanını zorluyor. Seksen yıllık binanın duvarlarını kazıyor Kara; bir balina, bir sandalye, bir de çekirge konuyor duvarlara.
Şimdi de “Dilin Söyleyemedikleri”ni çağdaş bir mimari alanda söylemeye devam ediyor sanatçı. Kendi sözünü söylerken, duvarlarınkini de dinliyor. Bu kez ışıkla bırakıyor izini Kara. Balinanın aksi duvarlara ışıktan çizgilerle düşerken, yolculuk da burada son buluyor…