YAPIT OKUMA-DEVABIL KARA

Devabil Kara’da dilin söyleyemedikleri, resmin konuştukları…

Dilek Şener dsener@hacettepe.edu.tr

Öncelikle bir sözle başlamalı: “Her türlü başlangıcın içinde bir anımsama öğesi yatar.” Connerton’un bu cümlesi kendini direkt olarak “toplumsal bellek” başlığına doğru açılımlar. Bu açılımda, anımsamaya dayalı geçmişin bugüne taşınması, duyumsanması, yeniden yaşanılır durumda belli şifrelerle sunulması ve geçmişin imgeleri bir araya gelince de sanki o sırada var olan toplumsal düzenin meşru görülmesi olasılığı da yüksektir. Meşruluğun sorumlusu geçmişe ait imgelerin bir araya gelmesidir. Belleği ise böylesi bir hale koyan yine geçmişin izleridir. Bugünü yaşayan us üzerinde izlerin zaman zaman yaptığı, tıpkı bir neon ışığı gibi, bir yanıp bir sönen küçük şimşek çakışları, bellek gölgelerindeki saklı kalmış gizli yolları yeniden açığa çıkarır. İzler belirginleştikçe, belleğin anımsama adı altında geçmişten topladığı imgeler, gittikçe ruhun derinliklerinde yoğunlaşır. Geçmişe ait izlerin kök saldığı zaman ve mekân, yeni bir atmosferin içinde hem mekân belleği, hem de görünen zaman belleği olarak geleceği kendine hedefler. Bıçak sırtı bir yürüyüştür bu! Farklı tekniklerde karşınızda duran eserlerde ne geçmiştesiniz ne de bugünde; önemli olan bulunduğunuz zamandan sıyrılıp geleceğin içinde yüzebilmektir. Bu bir denge işi! Dengenin sağlanabilmesi için sanatçı, mekân ve izleyici birlikte hareket etmeli. Hareket noktası ne olmalı? diye sorabiliriz hemen. Tabi ki dünün, bugünün ve geleceğin katmanları arasında kendine bir ara zamanın izleriyle yeni bir mekân yaratan yapıt.

Devabil Kara’nın “Boşluğun Gizemi” adlı yapıtında boşluğun sarmaladığı katmanlara gömülü izler alımlayıcıyı, sergilendiği mekânda olmayan nesnelere dair ilişkiler kurmak için zorlar. Renge dayalı espasın içinde sonsuz zamana doğru resmin alt sınırından içe doğru bir film şeridi gibi uzanan dikdörtgen yüzeyde, zaman geleceğe doğru sessizce süzülmektedir. Burada yapılması gereken zamanın bıraktığı izleri takip ederek, peşinden gitmektir. Sadece yürümek değildir esas olan, aynı zamanda boşluğun içinde kaybolan izlerin gözlerimize ve güncel belleğimize bıraktığı hikâyeyi de algılamak önemlidir. Çünkü yüzeydeki her bir nesnenin başlangıç noktası geçmişte bir yerlerde durmaktadır. Ama zamanı belli değildir. Geçmişin izleri, nesnelere dönüştüğünde ise yeni bir başlangıç yazılmaktadır. Dile getirilmektedir. Çevremizde durmadan değişime uğrayan ve bizi değiştiren yeni durumlar karşısında bazen isteyerek söylemediğimiz, bazen de bilmediğimiz için söyleyemediğimiz biriken pek çok şeyin; her ne sebeple olursa olsun dilin söyleyemediklerinin üzerine odaklanıyor Devabil Kara. Bu nedenle izlerden ve kalıntılardan söz açarken aslında yüzeyde yeni bir hikâye algılanmaktadır. Başlangıç anını yaratanlar, cismen ordadırlar; karşımızda durmaktadırlar, sessizce kendi zamanlarını işaret ederken olaylar zincirini koparmıştır. Zaman çizelgesindeki sıralı düzen, kendi ara dünyasında yeni düzenini bulmuştur. Boşluğun gizeminde yeni bir takvim başlamıştır.

İzlerin kalıntıları resimde sırasıyla üç renkle ilk bakışta izleyiciyi etkilemektedir: Beyaz, siyah ve kırmızı. İnsanoğlunun renkten önce çizgiyi keşfettiğini bilerek, Kara’nın söz konusu resmindeki renk seçiminin bilinçaltı okumalarını değerlendirmek gerekiyor. Anlatmak istenilen, ilk refleksle çizgiye doğru kendini bırakırken nasıl oluyor da ressam renkle anlatım yolunu deniyor. Boşluğun resimdeki gizeminin içinde yoğunlaşan sır düğümlerine odaklanabilmek için hem yüzeyin boşluğundan, hem de rengin sarmaladığı ana temanın kendi boşluğuyla olan bir anlatım karşılıyor bizi. Siyah renk planlarıyla çevrelenen beyazın içinde izler mevcuttur. Bu izler, betimlemekte güçlük çektiğimiz bir biçimi nasıl ki çizeriz, işte bu algılama ve ilk refleksle kendini çizerek anlatan bir ressama dönüşmüştür. Öte yandan sadece çizgiden ibaret bir durum söz konusu değildir! Çizgilerin içinde ve dışında kalan boşluklar sergi mekânından dışarıya, hatta zamanın var olduğu an’dan geçmişin uzay boşluğuna götürmektedir izleyeni. Yeni bir rekonstrüksiyon; belleğin yeniden kurulması.

Şimdi yeni bir kavrama doğru yolculukla söze devam edelim: Boşluk. Boşlukta varla yok arasında bir kaybolan bir beliren varlık: Bir gergedan! Bazen portre, bazen de profilden işlenen anıtsal bedeniyle… Sanki bir tablete bakıyoruz. Demek ki arkeolojik bakış yani geçmişin izlerini fırçayla gün ışığına çıkarmak devam ediyor ressamın belleğinde. Diğer bir deyiş için cümleyi ters çevirmek gerekirse; hatta bir soruyla cevap aramak niyetiyle “zamanın katmanları arasında gezinen bir arkeolog edası mı vardır, Devabil Kara’nın? diyerek söze devam edebiliriz. “Zamanın katmanları” demek, toplumun ve toplumun içinde olaylar ve kavramlarla yaşamını yoğuran bireyin, belleğine açılmaktadır. Arkeolog demekle tamamen sanatçının boyayı gerektiğinde kazıyarak, gerektiğinde ise üst üste yığarak boşluğun içinde küçük bir kalıntı bırakmak adına bir tanımlama olarak defterimize ve belleğimize not ettikten sonra, asıl amacın zamanın belleğiyle mekânın (sergi mekânı) içinde bir diyalog çemberi oluşturmaktır. Ressamın karşısında yapıt, diğer köşede izleyici ve bir diğerinde ise kavramlar sıralanmaktadır. Tüm bunların içinde her biriyle direkt diyaloga geçebilen sadece ve sadece ressamdır. Öte yandan izleyici yapıta yönelerek farklı uçlarda diyaloglarda bulur kendini. Yapıt-izleyici, izleyici-mekân, izleyici-ressam ve galiba en önemlisi de izleyici-bellek, izleyici-zaman, izleyici-dil. Diyalog için bir dil gereklidir.

Dilin söyledikleriyle, söyleyemedikleri arasında da bir diyalog söz konusuysa Devabil Kara için, söyleyebileceğimiz tek bir formül kalmıştır geriye, merkez dairenin (ana tema) içinden açılan yeni dairelerin (söyleyemediklerimiz) mekânın belleğine bıraktığı diyalogları amaçlar sanatçı. Çünkü diyaloga girmek sadece kültürü, tarihi ve farklılıkları yansıtmakla kalmayıp aynı zamanda da bunları üreten bir dil duygusunun içine girmeyi, romantik dünya fikrinden kopuşu gerektirir. Bu size güçbelâ başlamış bir diyalog olarak gelebilir veya görülebilir. Ama durum bundan ibarettir. Güçlüğün içinden nasıl bir okumayla çıkabileceğiniz veya bir hikâyenin yeni bellek oluşturmak adına cümlelerini yazıp yazamayacağınızla ilgilidir. Devabil Kara, bize bir yol açmaktadır. Ama yolu çizen ve gidecek olan sanırım bizler, yani izleyiciler olmalıdır. Yeter ki, dilin söyleyemediklerine odaklanabilelim ve resmin konuştuklarına kulak verelim.

Orijinal belgeyi indir