DEVABİL KARA İLE SÖYLEŞİ 2
DEVABİL KARA İLE DÜŞÜN KATMANLARINDA BİR YOLCULUK.
Hülya Küpçüoğlu
-“ Dördüncü Katman” adı altında yaptığınız sergilerinize bir yenisini daha ekliyorsunuz. Öncelikle bir seri olarak gerçekleştirdiğiniz bu sergi dizisi hakkında bizi aydınlatır mısınız lütfen. Neden bir başlık altında birkaç sergiyi topladınız?
– İlkini 1998 yılında “İzler ve Gölgeler” sergisini yaptığım Washington D.C. Georgetown’daki Parish Gallery ile 2002 yılında ikinci yurtdışı kişisel sergim olan “4. Katman” sergisini gerçekleştirdim. Genelde bir sergiyi başka bir yerde tekrarlama gibi bir alışkanlığım yok. Fakat 1998 yılından itibaren uzunca bir zamandır Türkiye’de kişisel sergi gerçekleştirmedim. “4. Katman” kavramı üzerine gerçekleştirdiğim resimlerin bir çoğununu Amerika’ya götürmemiştim. Bu yüzden Parish Gallery’deki sergiyi Türkiye’yi de içine alan kapsamlı bir sergiler bütünün parçası olarak ele aldım. Böylece bir süredir üzerinde düşündüğüm ve çalışmalarımı sürdürdüğüm 4. Katman temasını tek bir sergi için değil benim sanat yaşamımda ki belli bir sürece isim vermesi açısından seçtim. Daha bu konu hakkında ürettiklerim ve düşüncelerim büyük değişimler geçirmediği için halen bu kavramı sergilerime başlık olarak alıyorum.
– Bize dördüncü katman olarak tasarladığınız kavramı hem düşünsel alanda hem de pratikte resimlerinize uygulama anlamında açıklayabilir misiniz?
-Aslında dördüncü katman fikri birden bire geçmişten bağımsız olarak ortaya çıkan bir kavram değil benim için. En başından beri sanat yaşamım belli bir dizgeyi takip ediyor. Üzerinde düşünüp, ürün verdiğim diğer konular birbirini bir şekilde takip ederek dördüncü katman aşamasına geldi. Sanat yaşamımın başından beri gizem kavramı bir şekilde hep benim hesaplaştığım konular arasında yerini almıştır. Ancak benim gizem kavramı ile ilişkim tamamen bilinmezlik, mistizme yaklaşan bir belirsizlik değil. Daha çok nesnel anlamda irdelenen gerçeklerin saklıda kalmış, araştırmaya halen açık, bir anlamda bilimsel açıklığa kavuşturulamamış nesnelliğin gizemi. Uzun zamandır arkeoloji konusu ile ilgilenmekte ve bu konuya göndermeleri olan resimler yapmaktayım. Arkeoloji hem nesnel bir bilim dalıdır, hem de ulaştığı sonuçlar hiçbir zaman geçmişin gizemini tamamen ortadan kaldırmaya yeterli değildir. Gizem bu boyutu ile benim ilgi alanıma giriyor. Başka bir ilgi alanım da astronomi. Uzayın bilinmezlikleri!
-Bu iki konu arasında bir bağıntı kuruyor musunuz? Yoksa tamamen farklı açılardan mı yaklaşıyorsunuz?
-Benim için ilginç olan şey, resimlerime yaklaşımımı belirleyen önemli faktörlerden biri mekansal ve düzlemsel düzenlemelerdir. Resim yapmaya başlamadan önce taslaklar hazırlarım bu benim meslek yaşamımın başından beri uyguladığım bir yöntemdir. Düzenleme benim için resmim de önemli bir belirleyici. Yüzeyin alanlarını önceden tasarlarım. Bu yüzey araştırmaları önce beni mimariye yaklaştırdı, Osmanlı mimarisinin özellikle simetriye ve zaman zaman simetriyi bozmaya dayalı biçim anlayışı beni etkiledi. Halen de konuya olan özel ilgim devam etmekte. Daha sonra bu geçmişe bakış farklı olaylarında etkisi ile tarihte daha gerilere arkeolojiye bakmaya kadar beni götürdü. Uzaya olan ilgim ise uzun süre doğrudan benim resimlerimde çok etkin bir rol oynamadı. Ama yine de bir süredir, eski uygarlıkların gökyüzünü kavrayışları ile ilgili merdiven gibi bazı simgeler resimlerimde bir dönem yer aldılar. Bu bahsettiğim alanların hepsinin ortak bir özelliği var. Mimaride, arkeoloji araştırmalarında ve uzayın kendi doğasında ortak olan önemli bir nokta var o da düzlemin ya da mekanın düzeni. Tasarlanmış önceden belirlenmiş ve üstüne inşa edilmiş olma özelliği, benim için de resmimde önemli bir öğe.
-Bu tasarlanmış düzen tanımını arkeoloji ve uzay anlamında ne açıdan ele aldığınızı açıklayabilir misiniz?
-Arkeoloji de benim ilgimi çeken özellik sadece arkeolojik buluntularla sınırlı değil. Daha önceki dönemlerde buluntular üzerine yoğunlaştığım bir dönem oldu. Fakat daha sonraları konuya olan ilgim arttıkça ziyaret ettiğim arkeolojik araştırma alanları, buluntulardan daha çok üzerinde düşünmeye başladığım bir konu oldu. Arkeoloji kazıları çok büyük bir ön hazırlık daha sonra da çok özenli çalışma gerektiren yerler. Şöyle ki zaman içinde geriye gidip araştırma yapılan alanın mimari mantığını çözümlemelisiniz ki doğru nokta da kazı yapmaya başlayabilesiniz. Kazıya başladıktan sonra da çok özenle çalışmalı ve her türlü sürprize hazırlıklı olmalısınız. Bunun nedeni her ne kadar çalıştığınız dönem hakkında bilgi sahibi olursanız olun her yeni kazı size yeni gizemleri ile beklemekte. Benim üzerinde durduğum gizem böyle bir şey. Bu gün bizim çözmek için çaba harcamamız gereken ama yaratıcısı tarafından belli bir mantık dizgesi içerisinde üretilmiş bir gerçeklik.
Uzay da ise biraz daha farklı bir durum var. Bize sonsuz büyük gözüken evreni anlamak, içinde barındırdığı gizemleri (ki bunlar da aslında son derece sıkı değişmez bir mantığa dayalı düzenler.) yine çok fazla çalışma gerektiriyor. Arkeolojide de, astronomide de her yeni bulgu yeni bilinmezlikleri de beraberinde getiriyor. İkisi de bilimsel her bulgu ile yeni soruları gündeme getiriyor. Daha fazla araştırma daha fazla sorgulama gerektiriyor.
Biliyorsunuz evren söz konusu olduğunda farklı bir boyutta bilimsel anlamda mutlak olarak araştırma alanımızın içinde olmak zorunda; bu da zaman yani diğer bir değişle İzafiyet teorisinin bize bahsettiği dördüncü boyut. Eğer söz konusu olan evrenin düzeni ise insanoğlunun onu algılaması için mutlak olarak dördüncü boyutu, zaman faktörünü göz önünde bulundurmasını gerektiriyor.
Arkeoloji de ise zaman yine çok önemli bir gösterge. İnsan oğlunun zamanın ötesinden bıraktığı izlerin, ip uçlarının peşinden bilinmezi, unutulmuş ve kaybolmuş olanı tekrar ortaya çıkarma serüveni.
-O zaman neden 4. boyut değil de 4. katman ismini tercih ettiniz?
-Zaman benim için önemli elbette ama üzerinde durduğum konu sadece zamanın boyut olarak nesnel ölçümü değil. Benim ilgimi çeken zaman, doğa ve insan ilişkisi üzerine, bu yüzden dördüncü katman ismini tercih ettim. Biz zamanın boyutunu günlük hayatımızda deneyimleyerek değil ancak düşünsel anlamda kavrayabiliriz. Ama zaman doğa ilişkisini kavramamız deneyime dayalı bir süreç. Bu ara da kalan sağır alan benim için dördüncü katman olarak nesnelleşiyor. Doğa zamanla birlikte hem evrende, hem dünya da değişimlere neden oluyor. Aslında salt zamandan çok doğanın zamanla olan işleyişi gizemi yaratıyor. Var olanı değiştiren zaman mı, yoksa doğa mı? Arkeolojik açıdan baktığımız da, medeniyetlerden kalanı değişime uğratan, yok eden, kapatan zaman mıdır yoksa doğa mıdır? Ya da daha doğru bir yaklaşımla aynı anda her ikisi mi? Evreni kavramak için sadece boyut olarak zamanı kavramamız yeterli midir, yoksa evrenin doğasında başka gizemler var mıdır? Dördüncü katmanla, önce kendime sonra izleyiciye bu soruları soruyorum. Önceden tasarladığım yüzeyleri resim alanımda oluşturuyorum sonra onları kendi yaşamsal süreçlerine bırakıyorum.
-Yaşamsal süreç derken bahsettiğiniz nedir?
– Tasarladığım düzeni resim yüzeyinde belirledikten sonra. Resim yeni bir yaşam evresine giriyor. Boya ile olan serüven başlıyor. Deneyimlediğimiz zaman faktörü ve malzemenin doğası birlikte işlemeye başlıyor. Benim için doku önemli çünkü biyolojik olanı çağrıştırıyor, doğanın kendisini. Dokuların oluşma sürecinde ben ne kadar önceden tasarlamış olursam olayım, malzemenin kendi işleyişi sürprizleri var. Tüm bunlar o resmi, üstünde çalıştığım sürece canlı kılıyor. Resmimi yaparken tasarladığım yüzeyi boya katmanları ile örtüyorum sonra yer yer kazıyıp örttüğüm değerlerden bir kısmını tamamen ortaya çıkarıyorum, bir kısmını ise belli belirsiz bir katmanın arkasında bırakıyorum. Medeniyetlerden kalanın doğanın katmanları ile örtülüp, bozulması sonra arkeologların bu katmanları tekrar kaldırması gibi ben de yüzeyimi bir kazı alanı gibi kullanıyorum. Kazıdığım her doku yerinden alınmış işlevi değiştirmiş bir buluntunun bıraktığı iz gibi farklı bir anlam yüklenerek yeni bir yaşama dahil oluyor. Fakat bir buluntunun geride bıraktığı iz gibi zamana yenik düşmek yerine çöken bir yıldızın oluşturduğu kara delik gibi kendi enerjisini yaratıyor.
9 Aralıkta Erenus Art Gallery’de açılacak olan “4. Katman” serginizin kavramsal çerçevesini ne oluşturuyor.Bize sergilenen çalışmalarınız hakkında bilgi verir misiniz ?
4. katman, hem nesnel hem de düşünsel olarak derinlerin estetiğini kurma eylemi, zamanla kurulmuş, katmanlaşarak zamanın ifadesi haline gelmiş tabakaların bozularak yeniden kurulması, bir boşluk olarak zamanın ta kendisi, bilinmeyenin bilinir kılınmasıdır. 4. katman hayatın içeriği ile ilgili bir keşif, varlığın zaman içerisinde oluşumunun enerjisini duyumsama ile ilgili bir zaman dışılık bir mekân dışılık.
Sergilenen çalışmalar geçmişi okumaya yönelik önerilerle kurulu. Geçmişi okumaya çalışmak nesnel boyuttan çok düşünsel ve tinsel boyutta bir ilişkilendirme ile mümkündür. Sanat bütün bu ilişkilendirmelerin en yoğun yaşanıldığı bir noktada kendini var eder. Nesnel olarak hareket noktasını geçmişe odakladığında nesnelerden anlamlandırdıklarımız kadar daha önceki deneyimlerimizde var olmayan nesneler de yaratıcı için uyarıcı etki yapabilmektedirler. Bu etkilenim sonucu nesne veya nesnenin dışındaki boşluğun varlığı yüzey üzerinde bir iz olarak şu anın nesnesine, bir yapıta dönüşür. “Kırmızı Katman” , “Mor Katman” , “Seçilmiş alan”, “İşaretli alan da olduğu gibi yüzey artık boşluğun kendisidir.
Zaman kendini izlerle kalıcı kılarken mekan bir resim yüzeyi olarak şimdinin nesnesini oluşturur.
Size serginizde ve bundan sonraki sanat hayatınızda başarılar diliyorum. Bu söyleşi için teşekkür ederim.
-Ben de size teşekkür ederim. İyi çalışmalar diliyorum.