ÖZGÜR IN TURKISH

Devabil KARA, 09-31 Ocak tarihleri arası Amerika Birleşik Devletleri, Washington, D.C Georgetown’da bulunan Parish Galeri’nin daveti üzerine “İzler ve gölgeler” adlı resim sergisini gerçekleştirecek.Sergi tuval üzerine akrilik çalışmalardan oluşuyor.

ARA-DÜNYALAR

Devabil Kara’nın resimlerinde gezinen bakış, özel bir arkeolojinin “sit alanı”na girmişçesine sakınganlaşıyor. Hala zamanın toprağıyla yarı yarıya örtülü buluntular, sınıflandırılmış, kimileri alüminyum plakalar üzerinde yazılı işaretlerle kodlanmış, kimileriyse yoğun, beyaz bir dokunun ardında tümüyle kaybolmuş, arkeoloğun yarım bıraktığı işi tamamlamasını bekliyorlar sanki.

…Resimlerin sınırladığı alan, bu alanın içinde ya da dışında konumlanan nesneler, izler, imler, silintiler ve tümünün geçiciliğini belirginleştirerek zamanın canlı imgesini görülebilir kılan boşluk sezgisi, bakışı geçmişe olduğu kadar geleceğe de açılan bir arkeolojiye kışkırtıyor, Dizilmiş, sınıflandırılmış ve kodlanmış “buluntu”lar ya da birer buluntuya ait olduklarını düşündüren silik, soluk izler, sürekli kendisi üzerine katlanan, kendi kendisini kazan, kazdıkça boşluğa, geçmişle gelecek arasındaki ince zara yaklaşan bir arkeolojinin “nesneleri”…

Usta Çinli ressam Huang Pin-Hung’un dediği gibi, bir tuval, havanın bile içinden geçemeyeceği kertede, baştan aşağı doldurulmuş olabilir. Ama o doluluk içinde “atların sıçrayabileceği” yeterli boşluğu barındırıyorsa, bu bir sanat eseridir.

Devabil Kara’nın resimleri boşluğu sezdiriyor. Yalnızca tuvallerdeki evreni giderek kaplayan beyazlığın ve onun çağrıştırdığı sessizliğin imlediği boşluğu, zen ustalarının “satori” dedikleri saf boşluk duyumunu değil… Resimlerin dokusu altında yer yer beliren ve sanatçının çoğu işinde yinelenen iki metafor-imge, sandalye ve merdivenin referansta bulunduğu bir yaşama tarzının da boşluğunu hissettiriyor. Durma, güvenilir, sağlam bir konumda bulunma, konfor, iltidar vb. Kavramları görselleştiren sandalye ile, hareket, bu sit alanlarında bulundukları konum bakımından, tüm bu kavramların arkasında saklanan ve durumların geçiciliğini sürekli anımsatan iç boşluğun mührünü taşıyorlar.

…Bu özel arkeolojinin “sit alanı”, yavaş yavaş boşalarak, hayal gücüne, geleceğe açılan vizyoner bakışa yer açan bir “oyun alanı”na dönüşüyor. Oyun alanı, paradoksal bir biçimde, hem sınırlı bir alan, hem de içinde oynandığı için sınırın reddi. Kendi kurallarını koyarak dışındaki dünyadan tamamen ayrılan, ama ayrıldığı ölçüde onu yutan, sınırını içerden çizerek dışındakini kuşatan bir delik. Bir mikro-kozmos…

Özgür Uçkan

Orijinal belgeyi indir