NERIMAN SAMURÇAY 4. KATMAN
DEVABİL KARA’YA SORUYORUM: BU KAÇINCI KATMAN? Neriman Samurçay Bu yolu bulup geçeceğim Ama ne denli güç olursa olsun Bilerek varmak istiyorum şimdi… Melih Cevdet Anday – “Dördüncü Bölüm”, 1962. Son 10 yıldır felsefi ve arkeolojik yanı da olan sanatçı, elde ettiği verileri, başka bir deyimle tarihsel mirası, günümüz insanına sunuyor. Bu zor yolu da “diğerleri” için sürdürmeye çalışıyor. “Bilerek varmak” istiyor bu amaca. Katmanlar kadar derin, katmanlar kadar gizemli Devabil Kara’nın peşine düşen bu merak, bu arayış neden acaba? Alanlar, katmanlar bitmiyor ki: “Seçilmiş Alan”, “Mor Katman”, “Kırmızı Alan”, “Kırmızı Katman”, “Saklı Alan”, “Kareli Alanda Kazı”, “İşaretlenmiş Bölge” ve sonunda “Yüzeye Çıkış” ve “Bir Bulgu Öyküsü”. Bu kez 4. katmandayız. Sanatçı, yurtdışı sergilerini de 1998’de “İzler ve Gölgeler” ve 2002’de “4. Katman” adı altında gerçekleştirmiştir (Washington D.C., Georgetown, Galeri Parish Gallery). Soruyorum: Ayakları kumsalda, iz bırakmadan tüm geceleri yanına gittiği, aradığı kim acaba? 4. Katman’ın ne gibi bir gizemi var, kim var oralarda? “Hiçbir şey yok olmaz, en azından izler kalır!” gerçeğinden hareketle mi yola çıkmış bulunuyor? Büyük bir merak olmasaydı eğer, öyle yaklaşamazdı ne katmanlara, ne de merdivenlerle gökyüzüne. Bu kez resimlerinde “merdiven” yok, ama bir türlü yetişemiyorum ona, adım adım peşinde olduğum halde. Onun bu sonsuz devinimi, varoluşun en gerçek amblemi. O var ya, ben de peşini bırakmıyorum Devabil’in. Bu gün yakalayamazsam beklediğim sonucu, işin yarını da var. Ne yapalım psikanalizin de işi uzun: Katman, katman derken bir gün yakalarsınız ışığı. Yolumuz uzun: Devabil’in de, benim de. Soruda ısrar ediyorum: uzak bir geçmişe dönüp gitmesinin sebebi ne? Peki, bana ne oluyor, niçin peşine düşüyorum Devabil’in? Onu izlerken, aslında kendimi izliyor olamaz mıyım? Ben de merak içinde derinlere iniyorum: pişmanlıklar, özlemler, aşklar çoktan çekip gitmiştir oralardan. Bir düş kırıklığı başlıyor. Ama böyle yaşanmaz ki! Hemen “Saklı Alan”dan çıkmalı. “Kırmızı Alan” en iyisi, hiç olmazsa orada cesaret var, alev alev arzu var, ihtiras, aşk, kan, herşey! Nasıl olsa, “Yüzeye Çıkış” olası bir gerçek. Amansız geceler, pencerelerini kapatmak istiyor; içeri girebilmek artık çok zor. Devabil Kara’ya hak veriyorum, ne olursa olsun bu “arayış”ı sürdürmek. Kahramanların neresinde olursa olsun “kendi”mizi bulmalıyız. Kazıdan sonra içi dinlemek uzun uzun! Bir resimdeki davet, bir sanat eseri yaratmadaki ruhsal dinginlik. Yer altındaki ayrılıktan önceler, ayrılıktan sonralar, yer altındaki o ölü zaman! Sonra o anıların katman katman üste çıkıp birbirine kavuşması, canlanması. Dünya yeniden kıpır kıpırdır. Evet, yaşıyor, yaşıyoruz. Daha önümüzde uzun bir beraberlik var, paylaşmak gerekmez mi? Gerçeğimiz, düşümüz, ne varsa hem yeryüzünde, hem de yeraltında! Her sabah, yeniden başlayan merak bitmeyecek ki! Bir ağaca bakıyorsunuz, bütün ağaçların kökü toprağın içinde. Ama dağların başı yukarda. Ağaçların kökü, dağbaşına çıkmak istemez mi hiç? Bana kalırsa sorunun yanıtı, bu iki duruma “aracılık” yapan Devabil Kara’da. “En alt” ile “en üst” arasında düşsel bir aracılık. Bir düş ki, gerçekten daha doğru. Özgür olmanın yollarını arayan bir düş. Derinlerde ne var bilmeli, hiçbir şey saklı kalmamalı ve sonra gerçeklerle düşleri birleştirmeli. İşte o zaman insan, elinde delil olarak ne varsa onları toplayıp, özgürlüğe yönelebilir. Bütün insanlar görsün bu gerçekleri ama önce geçmişleri, çocuklukları ile yüzleşsinler. Yaşamın belli bir düzene kavuşmasının gerçekleşmesi için, “simge”nin sağladığı anlamlı alana ulaşmak vazgeçilmez bir koşuldur. Simgesele girişle birlikte, öznelliğin kazanılmış olmasına rağmen, “özdeşleşme –kimlik kazanma” diyalektiğinde ikili ilişki varlığını sürdürecektir: Devabil Kara-Anne. Devabil Kara-Ailesi. Devabil Kara-Diğeri (bunun içinde “Ben” de olabilirim, “Sen” de, “O” da. Böylece, gizemli sanatçımız Devabil Kara, hem “kendi”sini arıyor katman katman, hem de “Diğer”lerini. Böylece yaşama “geçerli” bir anlam vermeye çalışıyor. Gördünüz mü, sorumuza yanıt bulduk en sonunda. “Şimdilik” tabiî. Ama “o” çok kararlı: Bu yolu, ne olursa olsun, bulup geçecek. Kâh çıkarım gökyüzüne; seyrederim âlemi Kâh inerim yeryüzüne; seyreder âlem beni Mevlâna