DEVABIL KARA YAZISI YEM

İZ, BELLEK VE MEKAN: DEVABİL KARA’NIN SİYAH-BEYAZ GALERİ’DEKİ SERGİSİ ÖNCESİNDE…

FIRAT ARAPOĞLU

Eğer bir araştırmacı ya da sanat yazarı Devabil Kara’nın çalışmalarını analiz etmeye çalışırsa, bunun için öncelikle üç ana kavramı ele alması gerekecektir: bu kavramlar “iz”, “bellek” ve “mekan”. Sanatçının Ankara’da Siyah-Beyaz Sanat Galerisi’nde gerçekleştireceği son sergisi için hem çalışmalarına dair kısa bir kılavuz oluşturmak – bu ne kadar mümkün olabilirse – hem de bu kavramlar eksinde çalışmalarını incelemek üzerine düşüncelerimi paylaşmak istedim.

Devabil Kara’nın çalışmalarında öne çıkan kavramlardan birisi iz. “İz” Jacques Derrida’nun dekonstrüksiyon adını verdiği eleştirel düşünce yönteminin en önemli konseptlerinden birisi. Fransız felsefeci, diğer kavramları için de yaptığı gibi, “iz”i pozitif ya da negatif olarak tanımlamaz; hatta böyle bir yönelimden bile kaçınır. Böylece “iz” kavramı, birçok anlamı içerisinde barındırarak, dogmatik bir “tek” yönelimi geçersiz kılmaktadır. “İz” bu bağlamda, bir yokluğun varlığını, daima şimdide yokluğu var olan bir belirsizlik durumunu göstermektedir. Ya da diğer bir deyişle iz, daima şimdide var olan “dilin” eleştirisini içerisinde taşıyan bir belirsizliği de imlemektedir. İşte sanatçının, “Saklı Görüntü” ve “A Site with Self-Portrait” çalışmalar izleyende bu kavramın sorgulamalarını uyandırmakta. Görüntü bulanıklaşmakta ve sadece tabiri caizse “izlerinden” okunabilmektedir.

Dekonstrüksiyon bir metnin kendi içerisinde taşıdığı içsel çelişkilerde yatmakta; bundan hareketle farklı bir anlam inşa etmektedir. Bu anlık bir yıkım ve inşa sürecidir. Derrida bu çelişkilerin tesadüfi ya da ayrıcalıklı olmadığını ilan ederken, çelişkilerin mutlak bir saf varoluşun metafiziğinin; daima ve zaten dilin içinde saklı olan aşkın bir gösterilenin teşhiri olduğunu ilan etmektedir. Böylece ortaya çıkan şu ki, bu “daima – zaten saklanan” çelişki, “iz”in ta kendisidir. Bu noktada, Devabil Kara’nın “Dilin Söylemedikleri” dediği bağlamda karşılaştığımız alan, tam da bu “iz” kavramının işgal ettiği konumu işaret etmiyor mu?

Sanatçının çalışmaları “iz” ile birlikte, “değişim”, “dönüşüm” ve “ölüm ile yaşam” arasındaki ikiliklere referans verirken, üzerinde yoğunlaştığı diğer bir kavram ise “bellek”. İnsan belleği boyutsal olarak üç aşamadan geçmektedir: Bellek, varolan bilgiyi kodlar, saklar ve geri getirir. Bu temel özelliği ile modern toplumun inşa ettiği bir birey olarak, kültürün aktarılması noktasında gerekli ortamı sağlamıştır. Kavram, kişisel belleğin ötesinde bir “toplumsal belleğin” oluşmasının sonucu olmuştur. Yılların deneyimi, bilgi ve görgüsünden oluşan birikim, bu biçimde kuşaktan kuşağa aktarılırken, kültürün gerekli ortamı sağladığı da söylenebilir. “Ufuk Çizgisi”, “Çift Sayı”, “Saklı Düş” ve “Düş Bahçesinde” çalışmalarını bu grup içerisinde değerlendirebiliriz diye düşünüyorum. Zira, belleğe ait nitelikleri barındıran bu çalışmalar, bir tür geçmiş ve gelecek ikiliğini de masaya yatırmaktadır. Ufuk çizgisinin ötesi belki de, görünmeyen düşlerin görünür kılınabileceği bir alanı göstermektedir.

Son olarak “mekan” kavramına değinmeliyim. Tekil açıdan beden, çoklu bir tekillik ve Deleuze’sel bir yorumla organsız bir beden, uzam-zaman dışı bir süre, sürekli oluşlarda biçimlenen ama kavramsallaştırılmadan kaçınan bir düşünce olanağı yaratmayı amaçlamaktadır. Diğer bir deyişle, minör yaklaşımlar ile kaçış çizgileri yaratan Devabil Kara, kaçınabildiğimiz ölçüde yenilikler yaratılabilmektedir. İşte o kaçış çizgileri “Sınırlı Kadraj”da ama daha da fazla “Ufuk Çizgisi”nde duyumsanabilmekte.

Spinoza’da tanrısal uzami uzamdan zihne açılan yollar tutkulara uzanır. Bu tutkular öylesine tutkulardır ki insanoğlunun köleliğe uzanmasına bile neden olur. Bireyin içerisinde bulunduğu kölelik hali zamanla sınırlarını kırmak ister. Öyle ki insanoğlu uzamsal boyutta zamansızlığa uzanmak ister. İşte bu eksende iz, bellek ve mekan, Devabil Kara’nın çalışmalarının bende bıraktığı izlenimler. Sanat izleyicisini trafik işaretleri gibi imlemeler ile yönlendirerek sergi okumaları geliştirmek en son arzu ettiğim şey. Burada amaçladığım bu kavramlar üzerinden hareketle Devabil Kara’nın çalışmalarının ve sergisinin okunabileceğini göstermek. Gerisi Ankara’daki sanatseverlerin ve Ankara’ya yolu düşen izleyicilerin Kasım ayı içinde Siyah-Beyaz Sanat Galerisi’nde Devabil Kara’nın çalışmalarına bakarken üretecekleri yorumlar ve kendilerinde bıraktığı etki olacak.

Orijinal belgeyi indir